SesliGuncel.Com,Sesli Sohbet,Sesli Chat

Sesli Sohbet Girişi

Altin Hakkında

Merhaba Sesli Sohbet Kullanıcılarımız ve Altın Severler : ))
Altin ; gecmisten gelecege hepimizin geleneksel olarak gordugumuz bir yatirim araci olarak bircogumuz icin vazgecilmezdir.Her zaman icin guvenli olarak gorulur.Bu yuzden en cok yatirim araci olarak altin tercih edilir.Cogunlukla arta kalan paralarla alinan altinlar daha sonra bir ihtiyac aninda bozdurularak nakite cevrilmektedir.Yatirimin karsiligi budur.Altin yatiriminda bazi dikkat etmemiz gereken seyler vardir.Bunlardan birisi piyasa takibi yapmaktir.Yani altin fiyatlarinda nelerin degisiklige neden oldugunu ogrenmelisiniz.Ekonomik verileri ve devlet buyuklerinin konusmalari gibi faktorler altin fiyatlarinda degisiklige neden olabilir ve yatiriminizi engelleyebilir.

Çalışan Anne ve Yanlız Çocukların Psikolojisi

Merhaba Sesli Sohbet Kullanıcılarımız Yeni Haberle Sizlerleyiz.Annelik, kız çocuklarının genlerinde kodlanmış, ağır ve sorumluluklarla yüklenmiş, ömür boyu sürecek bir gönüllü görevdir. Henüz bebekken, ellerine verilen oyuncak bebekleriyle, annelik rolüne ısınması için hazırlıklar başlar. Kadınların, çocukluk ve ergenlik boyunca bile, gördüğü her bebeği sevmesi, daha sonraları, gördüğü her bebeğe iç geçirmesi de bu yüzdendir. Annelik; toplum olarak, dişi insana biçilmiş ve mutlaka başarılı olmak zorunda olduğu bir görev, hatta var oluş sebebi olarak, beyinlerine ve ruhlarına işlenmiştir.

Şimdiki annelerin ve bir önceki jenerasyon annelerin, kendi anneleri, genel olarak çalışmazdı, ev hanımıydı. Bu yüzden, büyürken hep yanlarında, evlerinde anneleri vardı. Bu jenerasyondaki anneler, annelerine benzemek istemediklerini söyleyerek, annelerinden gördüklerini çocuklarına yansıtma çabasındadır birazda. Çalışma hayatında var olmak, evde her şeye hâkim olmak, günde 24 saat süren bir çabayı gerektirmektedir.

İnsan-Doğa İlişkisi Bağlamında Çevre Sorunları ve Felsefe

Merhaba Sevgili Sesli Sohbet Kullanıcılarımız Yeni Haberimizle Sizlerleyiz ve Bilgilendirme Yapmak İstedik.Felsefi düşünce açısından bakıldığında insan-doğa ilişkisi ilkçağlardan beri süregelen bir ilişkidir. İlkçağ filozoflarının doğaya yönelişlerinin temelinde doğaya egemen olma değil, onu anlama çabası yatmaktadır. Doğayla arasına mesafe koymayan insan, tersine onunla bütünleşmeyi seçmiştir. Bilimsel dünya görüşü, insanın hem kendisini hem de çevresini algılama biçimini bütünüyle değiştirerek mekanik bir doğa tasarımına yol açmış ve artık doğanın akıl yoluyla tasarlandığı ve dönüştürüldüğü yeni bir döneme girilmiştir. Süreç içerisinde olgunlaşan ekolojik görüşler, insanla doğa arasındaki ilişkinin niteliğini ve yönünü, insanın doğayla olan duygusal bağına da önem vererek yeniden ele alarak belirlemişlerdir. Bunun sonucu olarak da, insanı ve onun ihtiyaçlarını merkeze alan yeni bilim anlayışı yerine, çevreyi ve onun sorunlarını merkeze alan yeni bir çevreci anlayışa yönelmişlerdir. Bu yazı, insanın yaşadığı çevreyi kendi evi olarak, çevre sorunlarını da bizzat kendi sorunu olarak görüp onu sahiplenebilecek bir bilinç oluşturmada felsefenin rolünü sorgulamayı, başka bir deyişle, çevre bilinci oluşturmada felsefi bilincin gücünü göstermeyi amaçlayan ve çevre sorunlarının insani, ahlaki ve felsefi arka planını tartışmayı hedeflemektedir.